25 Ekim 2007 Perşembe

Waldorf Okullarının Müfredatı ve Alihan

Waldorf Okulları, Rudolp Steiner ismi ile birlikte anılır, ya da en azından bu okullarla ilgili bir şeyler araştırdığınızda bu kişiyi tanımanız gerekir , Waldorf Okullarının kurucusu Avusturyalı bir filozof olan R. Steiner'dir. 25.2.1861 yılında Hırvatistan'da doğmuş ve "Antroposophy" olarak adlandırılan düşünce şeklinin de kurucusu olmuştur. İlk Waldorf okulu 1919 yılında Stuttgart'da kurulmuştur. Kurucusunun adı ile anılmamasının sebebi, ilk açılan okulun o dönemde Waldorf Astoria sigara fabrikasında çalışan işçi ailelerinin çocuklarının eğitimleri için ortaya konulan özel bir müfredat olmasından kaynaklanmaktadır. Sonraları kurulan okullarda bu isimle anılmıştır. Anthroposophy insanın maneviyatından yola çıkarak evrenin maneviyatına rehberlik eden bir bilgi yolu olarak tanımlanmaktadır. Sıradan insanlar acıktıklarında ya da susadıklarında neyi deneyimliyorlarsa, bu düşünce şeklinin insanları da insanoğlunun doğası ve evren hakkında belli sorgulamaları yaşam için zaruri bir ihtiyaç olarak görmektedirler. Yine burada ortaya çıkan önemli bir kavram "Bireysellik" dir. Bunu duyunca aha tamam işte bu yüzden batılılar son derece bireyselci denilebilir, ama buradaki bireysellik ruhsal bir takım tanımlamalarla birlikte düşünülmelidir. Bu dünyaya doğan tüm bireylerin belli bir görev ve rolü olduğundan yola çıkarak, her bireyin özgür iradesi ile almış olduğu yön, yapmış olduğu şey kendi ile ilgilidir, bu durumda kişi egoistte olabilir başkalarına zarar vermediği müddetçe burada da bir tuhaflık yok gözüyle bakılmaktadır. Kınama, yargılama yoktur.. Her bireyin bilgiyi elde edişi farklıdır, buna göre kişinin inancı ve gerçek birleştiğinde bilgi oluşmaktadır. İnsanoğlunun serbestliği, özgürlük, bireyin kendine güveni bu konuyla ilgili en çok gözüme çarpan tanımlamalardı. Şimdi gelelim müfredata, İstanbul'da her gün kahırla okula giden Alihan burada sabahları mutlulukla kalkıyor her gün ve okuluna gidiyor, nedenini anlatayım;
1.İlkokul 5. sınıf gibi bir derecede dahi yani bizim için çocukların pek çok şey bilmesi gereken ve artık yavaş yavaş büyümeleri ve ciddi olmalarını beklediğimiz bir seviyede dahi halen ana ders olarak destanlar ve mitolojiler işlenmekte halen diyorum çünkü geçen yılda Norse Mitolojisi yani eski iskandinavya şaman kültürlerini işlemekteydiler ( buradaki varlıkların çoğunun Lord of the Rings gibi sinema filmi karakterlerinin esin kaynağı olduğunu okuduğumda çocukların neden ilgisini bu kadar çektiklerini de anlamış oldum)
2. Ana konuları yani destanları resmederek işliyorlar, önce sınıf öğretmeni tahtaya renkli tebeşirlerle harikulade bir şekilde onu resmediyor ve o resim bir hafta boyunca tahtada kalıyor zaten kara tahtaların hepsi raylı ve içiçe 3 bölümlü diğer derslerde de kara tahtanın diğer kısımlarını kullanabiliyorlar. Zaten bu okullarda çocukların hafta içi televizyon seyretmesi bu yüzden kısıtlanıyor, çocuklar bütün bir hafta boyunca bu resmi kafalarında geliştiriyorlar, destanı öğretmen okusada daha sonra karalama defterine o destanla ilgili belli başlı soruları veriyor, çocuklar bir hafta içinde istedikleri zaman hem resmi hem de destanı kendi yorumları ile ve de o sorulara cevap verecek şekilde 30 cm x 20 cm kocaman bir defterleri var, o deftere hem resmedip hem de yazıyorlar, yazıları da renkli kalemlerle yapıyorlar... Tek kelime ile süperrr benim bile yazasım benim bile çizesim geliyor, zaten Alihan'la oturup birlikte çalışıyoruz, ama en önemlisi saatlerle Alihan'ın konuyla ilgili sorular sorması....Bu ne güzel bir şey..
Bu çalışmalara Hindistanla başladılar ilk olarak Manu ve Büyük Tufan bizim Nuh'un Gemisi olarak bildiğimiz hikayenin hint versiyonu ama çok çok güzel ve öğretici pek çok şey var içinde.. Daha sonra Rama ve Sita'yı çalıştıkHint mitolojisinde tanrılardan biri olan Vişnu'nun insan şeklindeki görüntülerinden biri olan Rama ve onun eşi Sita anlatılıyor... Budha'yı da işledik.. Gılgamış ve Enkidu'yu bitirmek üzereyiz. Şimdi Nietzsche'nin Zarathustra'sında sıra, hepsi de son derece öğretici ve insancıl yönler taşıyor. Alihan'ın bu konulardan sonra neler öğrendiğini daha doğrusu aklında neler kaldığını önümüzdeki ay yazacağım, zaten önümüzdeki ay sanıyorum Yunan mitolojisine geçiyorlar..
3. Evet müfredat diyordum ana dersde takılı kaldım. Bir de Eurythmy var bu da yine R. Steiner tarafından ortaya konulmuş bir tarz; müzik ritmine uyumlu olarak yapılan figürler ve vücut hareketlerini kapsamakta, dışarıdan gören olsa deli diyebilir, hele Alihan Eurytmy olan günler eve gelip o hareketleri evde yapıp kendi kendine güldükçe arkasındanda anne vallahi bale yapıyoruz bale deyip salonu baştan başa parmak ucunda turladıkça içimden benimde gülmem gelmiyor değil.. Ama çocuk mutlu; el, kol koordinasyonu, kulağı müziğe verip belli hareketleri yapabilme yetisi, konsantrasyonu da geliştirmekte. Burada mutlaka canlı piyano çalan bir müzik öğretmeni var hiç bir şey teypten ya da elektronik değil, canlı.. Şimdi okulu görseniz harap vaziyette, bu ne zenginlik diyebilirsiniz.... Hangisi zenginlik Alihan'ın eski okulundaki bilgisayar ekranı tahtaya yansımakta ve her şey dokunmatik ekranlı idi ve de ne müthişti, zenginlik omuydu yoksa bu mu? Buradaki okul 1971 yılında inşaa edilmiş ve püf deseniz uçacak, ama her şey doğal ve herkes mutlu..
4. Gelelim el sanatlarına el işi ve tahta işi iki ayrı ders, fevkalade bir tahta atölyeleri var marangoz atölyesi denilebilir, çocuklar burada kendi tahta kaşıklarını ve tahta kaplarını yapıyorlar, öğretmenleri son derece yetenekli ve işine gönlünü vermiş bir genç..Alihan tahta kaşık yapıyor, içini nasıl yaptığını dışını nasıl yaptığını, nerelerde zorlandığını, hangi aletler olduğunu iştahlı bir şekilde anlatıyor.. El işinde örgü ve dikiş yapıyorlar, bizimki bebek patiği ördü, şimdi kayış ve bileklik yapıyor. Bunları yaparlarken çocukları görmeniz lazım çıt sesi çıkmıyor, ve Alihan artık eve gelip bana anne ben biraz el işi yapıcam deyip, benim 1 dolarlık dükkandan aldığım tuhafiye vb ile oyuncak bez bebekler, bileklik, çanta tarzı eşyalar yapıyor ve de çok da güzel yaratıyor. İşin en güzeli ruhu dinginleşiyor, bu da bir nevi ibadet diyebiliriz, bir yarım saat kendi kendiyle bir şeyler yapabiliyor.
5. Matematik, çarpma işlemlerini yaptıkları farklı bir sistem var son derece eğlenceli ama benim için çok tercih edilecek bir şey değil açıkcası benim kafam karıştı, ben olduğum için de olabilir, sizin karışmayabilir, Alihan çok eğlenceli bulmuş eve gelir gelmez bana anlattı .. Bu arada öğretmenimiz haftalık olarak ödev veriyor ama bayıltıcı ödevler değil 2 sayfa matematik, el yazısı ile geniş geniş çok çok 12 işlem ve bunu tamamlayıcı olarak sözlükten 2 farklı kelime anlamı bulma yada ayrı anlam taşıyan ancak aynı yazılan kelimelerden oluşan iki cümlenin hangisinin hangi anlama geldiğini tek bir işaretle belirtme.... Heceleme pratikleri gün içinde mutlaka bir kez yapılıyor ancak bir günde en çok 10 kelime çalışılıyor bu şekilde..
6. Fransızca ayrı bir güzellik anlattığına göre, öğretmen renkli tebeşirlerle dışı kahverengi olan meyveleri tahtaya resmediyor ve daha sonra onları yazıyor, hep görsellik ön planda.. Alihan hazırlığıda sayarsak 5 yıl Fransızca gördü burada tek kelime Fransızca etmiyor, zaten nefret ettiğini de saklamıyor.. Bence kelime dışında hiç bir şey öğrenmemiş şimdiye kadar..
7. Bunun dışında resim, perspektif, tonlama vb bir dersleri var.
8. Bir diğer dersde Beden Eğitimi , haftada iki gün Alihan'ın şimdiye kadar bilmediği pek çok oyun oynatıyorlar, onları da kendisinin anlatmasını rica edicem bir daha ki sefere ben de yazıcam..Ancak öğretmenleri çok acımasız söylediği kadarıyla tabii Alihan'a dayanmak kolay değil, ip atlayamıyor diye iki kızı Alihan'ın balına musallat etmiş her gün bir dahaki derse kadar yani bir hafta boyunca teneffüslerde gelip Alihan'a ip atlamayı öğretiyorlar zorla ve de bizimki öğreniyor...
Müfredat genel olarak böyle unuttuklarım olduysa bir sonraki yazımda tamamlarım.

Hiç yorum yok: