Aslında bu yazının içeriği ile yakından uzaktan ilgisi yoktu Koreli komşuların ama yaptıkları bir düzine patırtıdan sonra yazmadan edemezdim, üst kat, yan taraf, karşı komşularım hepsi Koreli, çok şeker insanlar, muppet show gibi birbirimizi gördüğümüzde bir Hiiiii bir de Byyye diyoruz, İngilizceleri maalesef oldukça kıt, yan komşu ile ilk geldiğimizde konuşmaya yeltendim, kadını bir anda yerlerden filan kaldırmamız gerekti, şaka bir yana bir yabancı ile konuşurken elektrik çarpmış gibi sallanıyorlar, hürmet ve utangaçlık arası bir şey sanırım bu, işin kötüsü ben karşımdaki ne yaparsa aynını yaparım, raport pace ediyoruz ya, çocuklarda ingilizce anlamadıklarından anne sana ne oldu napıyorsun öyle deli gibi demezler mi? Neyse artık genelde birbirimizden uzak durmaya çalışıyoruz. Şu anda çocuklar odalarına çekildiler, Taruş çoktan uyudu, Alihan'da lego yapıyor birazdan yatar, ben iki satır bir şeyler yazayım dedim ve yukarıdan yaaaaa, noooonn, hiiiiyiiinnn, neke neke çakannnnn şeklinde kuvvetle muhtemel (bu da İlhanın meşhur lafıdır) sanırım Kore lisanında konuşmalar geliyor, çok komik her kelimede korkunç ünlemler var, korku mu sevinç mi anlamıyorum, bana biraz delice geliyor, sanki çok büyük olaylar oldu komşunun kızına araba çarptı filan diyebilirim, yok canım misafir evden ayrılıyormuş kahkahalar patladı şimdide... A vallahi deli bunlar, ödüm patlıyor ayol böyle konuşmamı olur.
Koreliler tüm Lynn Valley'i istila etmişler, zaten çekik çok bu memlekette ama Koreliler için hep iyi şeyler duydum ben.
Pazar günü İndigo Çocuklar /Kristal Çocuklar ve Ailelerinin meet-up ına gittim, yaklaşık 15 kişi kadardık. Toplantıda Indigo Children Evolution Part I gösterildi, ayrıca Biofeedback adlı aletin tanıtımını yaptılar, bir daha ki ayda 2 bölüm gösterilecek ama benim için değişik bilgiler yoktu açıkcası. Günümüzde dislektik, dikkat eksikliği , hiperaktivite teşhisi konulan pek çok çocuğun aslında kesinlikle indigo potansiyeli taşıdığından bahsedildi. Bazı noktaları çocukları olanlarla paylaşmak istiyorum
1. Bu dünyaya kim olduklarını bilerek ve burada olmayı hakederek geldiklerine dair kuvvetli bir hisleri var. Yetişkinlerle kendilerini eş görüyorlar, bu anlamda herhangi bir korku ya da utangaçlıkları yok.
2. Demokratik olmayan otorite ile zorlukları var (herhangi bir açıklamasız ya da seçim hakkı vermeyen otorite). Yürekten ve samimi bir şekilde dinlenmeye ihtiyaç duyuyorlar. Belirli şeyleri yapmayı basitçe reddediyorlar. Yetkilendirildiklerinde ve kendi seçimlerine saygı duyulduğunda en iyi şekilde hareket ediyorlar.
3. Kendi kendilerini referans alıyorlar, kendi seçimleri, kendi hisleri, değerleri, motivleri ve algıları önemli.
4. Ritüel bazlı sistemler onları korkutuyor özellikle geleneksel eğitim sitemi.İlerisini görebiliyorlar, vizyonları var ve onların vizyonlarını paylaşmayanlara karşı sabırsız olabiliyorlar.
5. Genellikle aktif ve zekiler. Genellikle sağ beyinliler, bu yüzden görsel, yaratıcı, artistik, fiziksel, ve uzamsallar, genellikle dokunarak daha iyi öğreniyorlar. (Bu noktada "synesthesia" kavramını internetten araştırmanızı ve okumanızı tavsiye edebilirim. Nereden mi aklıma geldi hemen biraz önce olan bir örneği paylaşacağım; Alihan'ın biraz evvel bizim eski resim albümlerine bakarken yüzünün rengi değişti birden, içini çekti ve neredeyse bana dönüp süt kokusunu duydun mu diyordu ki, vazgeçti ve bu resme bakarken süt kokusu aldım dedi, kardeşinin bir kaç aylık fotoğraflarından biriydi)
6. Sosyal olarak okul onlar için gerçekten zor olabilir. Kendi yaş grupları ile birleşmekde zorlanabilirler çünkü onlarla bir türlü ilişkiye giremezler.
7. Kendi yaşlarının üstünde bir bilgelikleri vardır. Kendi seçimlerinin sorumluluğu ile gelişmek ve büyümek isterler.
8. Tüm yaşayan canlılar için merhametleri vardır. Dünya, hayvanlar, bitkiler, diğer insanlar ve insafzılık, adaletsizlik, aptallık, acımasızlık, duygusuzluk ve hissizlik gördükleri anda olumsuz bir şekilde reaksiyon gösterebilirler. Ancak bunun yanısıra kendilerine ve başkalarına karşı duyarsız ve yıkıcı oldukları da görülebilir. (Bu son cümlenin nasıl aileler, sosyal ortamlar da yetiştikleri, gıdaları, seyrettikleri ile alakalı olduğunu düşünüyorum)
4 Çeşit İndigo Tiplemesi
9. Humanistler - İnsanlara doktor veya şifacı olarak hizmet edenler.
10. Kavramsallar - Yarının mühendisleri, insanlarla pek işleri yoktur. Erkek çocuklar annelerini, kız çocuklar babalarını kontrol etmek isterler.
11. Artistler - Diğer indigolardan daha fazla hassastırlar.
12. Boyutlararası Olanlar - Çok özgürdürler. Grup ve organizasyonlara diğerlerinden daha az uyarlar. Zorlayıcılardır. Pek çok düzeyde iyi bir kapasite sergilerler. Diğerlerinden daha güçlü kurallara ihtiyaç duyarlar.
Önerilen Kaynaklar ki bu kitaplardan bazıları Türkçeye'de Çevrildi;
Aron, Elaine: The Highly Sensitive Child
Atwater, P.M.H. Beyond teh Indigo Children, 2005
Carroll, Lee and Tober, Jan: Indigo Children, 1999
Gottman, John, Raising an Emotionally Intelligent Child, 1997
Reigh, Maggie: 9 Ways to Bring Out the Best in You & Your Child, 2004
Twyman, James: Raising Psychic Children, 2003
Virtue, Doreen: The Care and Feeling of Indigo Chjildren, 2001
Virtue, Doreen: The Crystal Children, 2003
Virtue, Doreen: Indigo, Crystal and Rainbow Children, 2005 CD
The Indigo Evolution DVD (Documentary)
Websites:
www.meetup.com (indigo groups)
www.dynamicharmony.com articles by Remi Thivierge re. indigos.
Şimdi tüm çocuklar için ancak daha hassas oldukları için özellikle indigolarda dikkat edilmesi gereken en önemli şeyler; anne ve babanın son derece programlı ve farkındalık sahibi olması gerekiyor. Genel de bol sebze, meyve, balık bu çocuklar için çok uygun bunun yanında fast food, hazır gıda, şeker, çikolata kesinlikle son derece zararlı, ayrıca televizyon programları bu hassas çocukların beynine pek çok uyaran gönderdiğinden kesinlikle uygun değil, PSP, video game de aynı şekilde, bu tarz programlar ve görseller bu çocukları geriyor, ama tabii başka bir dünyada değil burada yaşıyoruz, dolayısıyla gerçekci olmakta fayda var, Alihan'ın okulunda mesela hafta içi tv yasak, sadece hafta sonu izin veriyorlar, ben şimdi sadece cici bici bebek programlarına izin veriyorum o da kısıtlı bir süre için iki kardeş birlikte seyrediyorlar, ingilizce öğrenebilmeleri için de uygun, tabii hiç olmaması daha güzel olur ama zamanla, ve Alihan katiyen ses çıkarmıyor, bu kurala uyuyor, hamur işi, kızartmayı kestim bizim sevgili Maşa'mız sağolsun hamur işi, tatlı vb. olaylarında süperdi , zaten Alihanın bu kadar kilo alması ve midesinin genişlemesi onun sayesindedir. Neyse burada bol meyve ve sebzeye geçtik, yakında da balık keşfine çıkacağım sanırım hepimiz için çok daha sağlıklı olacak.. Ayrıca yemeği biraz kaçırdık mı bu akşam yaptığımız gibi çıkıyoruz yandaki küçük ormanımıza ve çocuk oyun alanına koş koşabildiğin kadar, o tuttu bu kaptı biraz terleyip geliyoruz. Artık ben de yatsam iyi olur yarın çocukların ikisi birden okula, ben direksiyon dersine yine yoğun bir gün olucak en zoru da yanlarına sabah kahvaltısı ve öğle yemeği düşünmek, neyse yaratıcı zekamızı kullanacağız bir kez daha yarın bakalım.
27 Eylül 2007 Perşembe
22 Eylül 2007 Cumartesi
Derya'mın Çektiği Taruşun Favori Resmi
Alihan'la bu akşam bloğumuzu ziyaret edip, onun da istediği ilaveleri yaptıktan sonra(sizinkiler gibi) Taruş'un en beğendiği resmini koyma talebini geri çeviremezdim..... Derya BağdatCaddesinde cep telefonuyla çekmişti bu resmi, hem de Erenköy'de, daha 8 aylık kadardı bizimki....
21 Eylül 2007 Cuma
Tara'ya Okul Arayışımız ve Ali'nin Dönüşü
Alihan gidince ev birden sessizleşti, zaten başka türlüsünü beklemek tuhaf olurdu evimizi dolduran Alihan eminim eski okulunda da yokluğu hissediliyordur... Neyse Tara'yı verdiğimiz daycare'den hem çok kalabalık olduğundan hem de yerler halı, oyun oynama alanı beton vb. nedenlerden çok memnun olmadığımızdan ikinci bir yer bakıyorduk. Alihanın okulunda da bir yuva var aslında ancak saat 09:30 dan saat 12:00 ye kadar ve bu sene sadece haftada 2 günlük de yer vardı, daycare'ler çalışan anneler için ideal saat 07:00 - 07:30 gibi açılıyor akşam saat 17:30 - 18:00'e kadar devam ediyor. Ancak tabii bunların tümünde yer bulmak oldukça zor.. Geçenlerde evin aşağısındaki su parkında çoluk çocuk oynarken bir hanımla tanıştım oğlu 2,5 yaşında ve bize çok yakın bir yuvaya gidiyormuş mutlaka gidip görmemi tavsiye etti, web sitesini buldum yazıştım randevu aldım ve gittim.... Sonuçta yuva olan yer sadece bir evin alt katı ve 8 adet çocuk var.. Son derece sakin arkada yeşil bir bahçe ağaçlar içinde mükemmel bir atmosfer..Taruş tabii hemen bayıldı, genellikle tahta oyuncaklar, renkli bezler, bez bebekler, kumaşlar, boyalar mevcut, plastik oyuncaklar mesela Waldorf'da hiç yok bu yuvanın sahibi oradan da biraz etkilenmiş ancak kendi hepsinden bir parça içinde barındırıyor felsefe olarak anladığım kadarıyla... Taruş dönerken yolda uyuya kaldı, arabasında Lynn Valley Mall'a kadar gelip içeride alışveriş bile yaptım uyanmadı, akşam Alihansız bir geceden sonra bugün Cuma büyük gün Alihan kamptan dönecek sabah kalktık babamızla SKYPE den konuşup yuvaya doğru yola çıktık. Taruş artık alıştı beni almaya erken gel olur mu deyip ayrılıyor. Öğrendiği ilk kelimeler Yes, No, Yours, Good Morning ve See you ama tabii bunları avaz avaza söylüyor neyse onu bırakıp kendime Bc sınırlarında araba kullanabilmek için ehliyet sınavına girmeden önce pratik yapmamı sağlayacak bir okul aradım, iki tane firma işaretlemiştim internetten ikisi de hemen hemen 40 yıllık firmalar ancak ilki korkunç pis ve düzensizdi sorularıma cevap veren kız bilgisiz ve yeniydi sanırım, ikinci gittiğimi beğendim ve oradan kendime toplam 6 ders için rezervasyon yaptırdım, yaşasın günlerim artık dolmaya başlıyor yemek yapmak, bulaşık ve çamaşır çocukların okulu dışında da yapacak bir eyler olacak. Hatta eve gelip ajanda bile oluşturdum. Çarşamba sabahları Alihanın okulunda Christmas Fair için el işleri yapıyor olacağım tabii bir müslümanın bunları yapıyor olması ayrıca takdire şayandır sanırım, ama ben eğlence ve sosyalleşme olarak bakıyorum çok keyifli geçeceğine de şimdiden eminim, Alihanın okulu bu tarz sosyal aktiviteler, danslar, paneller açısından çok zengin neredeyse 10 günde bir düzenlenen bir şeyler var gitmemek akılsızlık olur. Perşembe günü de Michaelmas dedikleri bir kutlama etkinlikleri var ona da gidiyorum... Bunun dışında zaten Çarşamba öğleden sonraları çello dersi için yine maaile çello öğretmenine gidiyoruz. Bir de en mühimi indigo ve kristal çocuklar tanışma grubu var yine internetten buldum bu pazar alihanı da alıp gidiyorum, bakalım nasıl bir toplulukla karşılaşacağım. Ayrıca mavi yeşil su yosunundan aldım özellikle hiperaktivite, konsantrasyon bozukluğu, stres depresyon, kendini halsiz enerjisiz hissetme durumları için tavsiye edilen bir mineraldi, hayret Londsdale deki vitamin dükkanındakiler bilmezken bizim alışveriş merkezindeki vitamin dükkanındaki kadın pıt diye buldu, Alihan kampa gittiği gün ben de aldım bir adet ve kutuyu Ali'ye verdim yanında götürsün diye, umarım faydasını görürüz.. Ben faydası olduğuna inanıyorum. Ancak tabii sıvı formunu bulabilsek daha iyi olurdu enteresan ama burada sıvı formunun ABD'den Kanada'ya geçişine izin vermiyorlarmış artık, ilaç firmaları bu mineral işe yaradığından eczacıların canları sıkılmış ve şikayet etmişler gelişini durdurmuşlar, ama gidip Oregon'dan alıp bir iki şişe getirmenin tabii bir sakıcası yoktur diyorlar neyse ne yapalım bir müddet kapsülleri kullanırız. Bugün Alihan öğlen gibi döndü, çok mutlu neler neler yapmışlar yağmurda sırt çantası elimizde çek çekli bavulumuz eve kadar günde kaç tane yürüyüş yaptıkları, sabahları çadırda ilk kimlerin osuruğu ile uyandıkları, kamp ateşinde ormanda buldukları sopalara geçirdikleri marshmellow, hotdog ları nasıl yapıp yedikleri, efendim arkadaşlarından hoşlandıkları hoşlanmadıkları, aynı şekilde büyüklerden hoşlandıkları hoşlanmadıkları vb. vb. Öğretmeninin söylediği tek şey çok enerjik bir çocuğum olduğu ve bu kampta çok şey öğrendiği onun adına mutlu olduğuydu... Aman ne güzel Aliyle 3 gün geçirdiler ama herkes mutlu... Bavulları ve çantamızı eve bıraktığımız gibi aynen Taruş'u okuldan almaya gittik tabii otobüse binip 20 dk. lık yol, aliyi görünce çok sevindi, dönüşte herkes dışarıda güzel bir yemeği haketmişti, babamız gittiğinden beri ilk yemeğimizin keyfini alışveriş merkezindeki Oshin Japon lokantasında suşi ve teriyaki soslu tavuklarımızı yiyerek çıkarttık, üstüne de Purdy's den birer dondurma ve eve dönüş muhteşem oldu tabii....
19 Eylül 2007 Çarşamba
Alihan Kampa Gitti -
Her yeni gün o kadar çok şey oluyorki günü gününe yazmak lazım gerçekten yoksa insan unutuyor pek çok şeyi.. Bugün Alihan 15 günlük arkadaşlarıyla kampa gitti, sınıfta 5 yeni öğrenci var bu yıl çoğu çeşitli Waldorf Okullarından gelmişler, sınıfın tekrar bir ekip olması birbiriyle kaynaşması için böyle bir şey düşünmüşler zaten bu ay konuları botanik dolayısıyla ormanda bir kamp konuları için de uygun. Bir haftadır veliler buna hazırlanıyor. Bir araya gelip sabah, öğle akşam ne yiyecekler liste çıkartıldı, buna göre gerekli olan ekipman listelendi satın alınacaklar için bütçe ve ekipmanda kim neyi getirecek hazırlandı, dünya iş aslında değil mi? Ama değil herşey organize herşey hazır, dolayısıyla orada düşünülmemiş hiç bir şey yok. 3 adet doğrama, 3 adet soyma bıçağı istenmiş dördüncüyü götürdüğünde gerek yok fazla denilip alınmıyor biz de olsa fazla mal göz çıkarmaz, koyalım kara günümüz için saklarız deriz. Çocukların ne getirecekleri ve ne getirmeyecekleri çok net listelenmiş, abur cubur çikolata ipod vb kesinlikle yasaklılar listesinde. Alihan 6 kızın olduğu bir araçta Kevin'le önde oturarak yola çıktı bakalım geriye ne maceralarla dönecek. Bugün sabah sırtçantası ve bavulunu araçlardan biraz uzakta bırakmıştık, baktık iki arkadaşı tutmuş ite kaka getiriyorlar, bu anlamda ilgililer gerçekten. Bu arada sırt çantası ve bavul hoop arka tarafa gitti ve küçük bir kriz yaşandı, efendim Alihan'ın su şişesi ve Limon veZeytin'li çizgi romanı olmadan arabaya binmezmiş ama nasıl sinirli sinirli bağrıyor bana nasıl koydurduysan o çantayı şimdi al ordan diyerek. Tabii diğerleri bir anormanllik olduğunun farkında ama hiç kimse renk vermiyor neyse ya sabır diyerek arabaya girersin kızların arasından çantayı açarsın istediği zımbırtıları alırsın ve eline verirsin ve sonra koskocaman bşr oh çekersin.. Hayret bir şey olmadı işte aldık verdik sahi neden ben de bu kadar büyütğyroum ki...Bir diğer farklılık da en ufak bir düşme vb. olayda tüm arkadaşlarının başına üşüşerek ne oldu yapabileceğimiz bir şey var mı diye ciddi ciddi sorması. Biz de düştün mü bi tane de düşmeyen patlatır, hatta ben bile çocuğuma düştüğünde yine ne dikkatsizlik yaptın da düştün diyebilirim.
Nasıl Geldik Buralara?
Şimdi tabii bu en dikkate şayan soru ama bu kısımları uzun uzun anlatmak istemiyorum. Sadece bir okul buldum adı The Vancouver Waldorf School, web'den buldum tabii ki yoksa kimse tavsiye etmedi, orayı dolaştım burayı dolaştım önce Waldorf Okullarını Buldum ondan sonra dedim kendi kendime ben bizim Alihan'ı nasıl bu okullardan birinde okutabilirim. Tabii bu arada bu okulun metodolojileri, ilgili kitaplar filan hatmedildi. Macera aramıyordum, kaçak göçek değil kanuni yollardan kalacağımız bir ülke bulmam gerekiyordu, işte bu sırada Kanada göçmen alan bir ülke olduğundan ve de kriterlerimiz onların aradıklarına uyduğundan yola çıktık, toplam 3 yıl sürdü ben bu arada çocuğu halihazırda Waldorf'da okuyan ailelerin bile belki girmedikleri ve okumadıkları publicationları bile bir kartal gibi her ince ayrıntısına kadar okuyup hayallere daldım, tam benim oğlumun annesinin yapacağı iş ama.. Bu arada ben yanlız yaşamıyorum, kendi işi gücü olan bir kocam ve Alihanım'dan 7 yaş küçük bir de kızım var Taruşkam.....Vancouver olması ise tamamen tercih iklimi İstanbul'a benzeyen yegane şehir olduğundan yoksa Kanada'da kışı karsız geçmeyen pek bir yer olduğunu sanmıyorum.
Sevgili Oğlum Sonunda Kanada'ya Geldik.
İşte yıllardır rahat etmeyen içimi rahatlatmak için kalktık nerelerden nerelere geldik. Sevgili Alihanım her yerde gayet iyiydi aslında ama benim içime sinmedi, bir gün okuldan eve geldiğinde mutlu gelsin, çantasını atıp anne bugün okulda çok iyi şeyler yapıldı, ben çok mutlu oldum desin diye bekledim, ama olmadı...Günlük koşturmada kimsenin bir diğerinin içine bakacak vakti yoktu zaten. Öğretmenler yorgun, bıkkın, hiç kimse hayatın mutlu, güzel anlarını görebilmiş değil, susan yok herkes konuşuyor, senin ne hissettiğini zaten anlatsan deli derler, mış gibi davranıyorsun, iletişim kurmak için bin ışık yılı lazım, gözleriyle konuşan yok, iki çocuğun arasında bir muzip bakışma yok, neşe yok, mutluluk yok, Alihanım hep mutlu olmak istiyor oysa, vur patlasın çal oynasın ne gam ne tasa, çok değişti tabii en başta annesi bilemedi hassasiyetini fazla, hep zorladı onu tek başına bir şeyleri yapabileceğine dair, sen yaparsın, sen yaparsın hadi bakalımlarla yaşından büyük sorumluluklar verildi kendisine..Annesi çalıştı hep çok gerekliydi ya, 4 yaşlarındaydı saat akşam 7 eve döndüm uyuyor, kadına sordum ne oldu diye bilmirem abla yattı uyudu bi tek çayını istedi o kadar dedi, sarsarak uyandırdım Alihan ne oldu neyin var diye? Baksana deyip kadının yüzünü gösterdi, evet kadın yeni ve kadın çirkin, ben farketmemişim, ben öyle bakmamışım kadına, kapkara bir yüzü var kadının, yüzünü görmemek için uyudum dedi bana.... ve işte bunun gibi binlerce hikaye...Sonunda bir okul buldum bu tam Alihanıma göre dedim, geldim Kanadalara....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
