7 Aralık 2007 Cuma

Waldorf'ta Christmas Fair

Alihanların okulunda Christmas Fair sonunda gerçekleşti, panayır gibiydi ortalık demem daha doğru olur, farklı kültürel kökleri olan aileler kendi kültürlerini ifade eden yemekler yapıp sundular, her sınıfta farklı bir aktivite yapıldı, birinde doğal çam dallarından ve yosunlardan wreath yapılıyordu, yuvarlak kapıya asılan veya masaya konulan ve üzerinde mum yakılan xmas süslemeleri, diğer bir oda da yine doğal ağaç kabuklarının üstüne envai çeşit doğal süsleme ile mum yapılıp yapıştırılıyor ve yine bir süs olarak kullanılabiliyor, kozalaklar boyanıyor ve asılacak şekilde deri ip yapıştırılıyor, başka bir oda da ipek boyama işi , diğer bir odada küçük çocuklara kukla oynatımı, bunun dışında çocukların bütün okulda yaptıkları bileklikler, çantalar, fenerler, sabunlar, patikler, tahta oyma kaşıklar vb araçlar satışa çıkartılıyor, bez bebekler, bez melekler noel süslemesi olarak ağaçlara konulmak üzere satışta idi, maalesef benim yaptıklarım satılmış çoktan, çocuklar anne veya babalarıyla tüm bu aktivitelere katıldılar ve çok keyif aldılar, yemek minimum önem verilen konuydu , okul bahçesinde bir çadır içinde hot dog, sıcak elma çayı, kahve bu kadar... Zaten herkes aktivitelere katılmanın telaşı ile yemek yemeğe vakit bulamadı saat 10:00 - 15:00 arası hepimiz tam bir koşturma içindeydik ama her ayrılan mutlu ve tatmin olmuş ayrılıyordu.

Anneme İthafımdır

Yanımda kimse olmadan sadece çocuklarla yanlız geçen koca bir 3 aydan sonra anneme ithafen bir şeyler yazma ihtiyacı duymam sanırım son derece olağan bir hareket olsa gerek...... En son Doreen Virtue'nın The Caring and Feeding of Indigo Children kitabını okuduktan sonra neredeyse yedikleri, içtikleri, giydikleri, seyrettikleri, yaptıkları her şeye dikkat edip bütün bunların etkilerini yakından takip edince anneliğin ne önemli bir marifet olduğuna ve kendi annemin bizler için tüm bunları bunca kitabı okumadan yapmış, en önemlisi bize sağlıklı bir çocukluk için en gerekli ortamı yaratmış olduğunu hayretle görüp, hayranlık duydum. Sonuçta yapılan her şey karşılıksız yapılmakta, dikkat edilen detaylar dışında çamaşırı, temizliği, yemeği insan para verip birine yaptırmadığında, yaptıkları gözüne batmaya üstüne gelmeye başlıyor, bu da ruhsal olarak gerginlik yaratıyor, ve o gerginliği çocuk da yaşıyor ister istemez, annem üniversite mezunu olup bir müddet çalışmasına rağmen hiç bir zaman kariyer diye tutturmadan bizleri en iyi şekilde besledi, gerginlik filan da yaşamadı, yaşadıysa da bize yaşatmadı, evimizde hep bir sessiz huzur oldu, ama huzur ortamını yaratan da annemin adanmışlığıydı tabii bizim için olan adanmışlığı, okuldan gelince onu mutlaka evde bulmamız, çay saatimizin şaşmaması, herşeyimizin önümüze biz istemeden gelmesi, sonrasında olağan bir şekilde odamıza çekilip derslerimizi yapmamız ve kendimizi oyalayacak bir şeyler bulmamız, televizyon seyretmenin hafta içi katiyen söz konusu olmaması vb. Şimdi bir şekilde ondan öğrendiklerimi kendi çocuklarıma veriyorum, her gün taze sebze pişirmek oldukça zahmetli aslında, bir tencere gibi gözükse de bir öğünde tükeniyor, dolayısıyla bunu zevkli bir rutin haline getirmek gerekiyor, ama Alihan'ın bugün gittiğimiz biofeedback sonuçlarına bakınca yaptıklarımın karşılığını almak gerçekten çok hoşuma gitti, Alihan'ın sindirim sistemi daha iyi çalışmaya başlamış, enerji seviyesi iki ay önce 54 iken bugün 93 gözüküyordu, vitamin ve mineral düzeyleri de olumlu anlamda iyileşmiş. Bunlar beni aynı yönde devam etmem anlamında cesaretlendirdi, öte yandan beslenmeyle ilgili yeni bir bilgi öğrendim soya tüketimi uzun vadede erkeklerde kısırlığa, kızlarda ise ergenlik hormonlarının erken çalışmasına sebebiyet veriyormuş. Dolayısıyla soya sütü, tofu vb besinleri de öncelikli diet listemizden çıkarmış olduk.. Bu durumda öncelikle deniz balığı, serbest yetişmiş tavuk ve et de zaman zaman en azından haftada bir tüketebileceğini düşünüyorum, tahıl da et yerine geçebilecek bir besin olmakla birlikte çocukların dietinden eti tamamen kaldırmayı doğru bulmuyorum, sonuçta gelişme çağındalar...
Anneme teşekkür etmek istediğim bir diğer konu da entellektüel tarafıyla bana vermiş olduğu miras, çok küçük yaşlarımda kendi şiir kitabından hissederek şiirler okur ben anlamını anlamasam da enteresan bir huşuyla dinlerdim, bu genelde babam yanımızda olmadığı zamanlarda tekrarlanan bir rutindi, o zaman beraber yatardık şiir okumasa da elinde mutlaka okuyacak bir kitap veya dergi olurdu, şimdi aynı durum benim için geçerli, hatta Alihan'ın hemen hemen kitapsız uyuması imkansız bir iş olarak gözükmekte.. Bu aslında annemin yaratmış olduğu bir ritimdi ve ben o ritme çok güzel uyum sağlıyordum.. Bu yüzden bu yazıyı onun bana daha 4 - 5 yaşlarındayken okuduğu ve ne enteresandır ki benim şu anda ezbere hatırladığım Faruk Nafiz Çamlıbel'in bir şiiiriyle sonlandırıyorum...

Nenem beşyüz altına satılmış bir esirdi
Dedem beşyüz altını sayan bir derebeyi
Kurt kanı köpek kanı birbirine girdi
İkisinden ortaya çıktı bir kurt köpeği

İki zıt cevheri var nabzımda vuran kanın
Biri elpençe duran öteki durduranın
Duygum sana taparken, düşüncem bir hayvanın
Sırtında bir kadınla aşar karşı tepeyi

Ben nenemden muhabbet dedemden kin almışım
Çini bir kase gibi başkadır içim dışım
Elini öpmek için yalvarsa da bakışım
Isır diye tepinir gözlerimin bebeği